Suya Rüya Anlatan Kadınlar

Bağırarak uyanmak...
Bunun nasıl bir açıklaması olduğunu hep merak ederim. Rüyalarımızı kayıt altına almaya yarayan bir cihazın varlığına inanmak istiyorum. Çabuk unutulan rüyalar ansiklopedisi diye bir kitap bile yazabilirim bu derdin yüzünden.
Bağırarak uyandım zaten.
Aslında güzel bir rüyaydı. Sadece rüya da değildi. Sanki geçmişte birikmiş o anlar bana ulaşmak istiyorlardı. Bunları yeniden yaşamalısın, unutmamalısın diye zorluyorlardı beni.
Bazen, dünya senin adına bir işe kalkışıyor, derdi eski bir devrimci arkadaşım. Arkadaşım dediysem benden 30 yaş büyüktü. Ama arkadaş olmuştuk işte. Dünyanın senin adına bir işe kalkışması, buna kader diyoruz demiştim ona ben. Doğal olarak inanmıyordu kadere de kedere de. Başka bir açıdan onun, bir Cizvit tarikatına üye köktencilerden biri olduğundan şüphelenirdim. Fena ahlakçıydı. Fena ahlakçı ne demekse?
Bağırarak uyandım, sonra mutfağa koştum.
Bu hareketin bir tefsiri yok aslında. Dünya beni bu işe zorluyor. Annem kötü rüyaların ‘akan suya’ anlatılması gerektiğine inanır. Ben bunu saçma bulurum. Ama gelin görün ki beynim benden daha fazla anneme inanıyor. O yüzden istemsizce mutfağa, suya koşturuyor beni... Yaşlıların bazı nasihatlerinin hurafe olduğunu düşünmeye yatkınız. Çoğu da öyle zaten. Fakat siz de kabul edersiniz ki böyle bazı nasihatlerinin altında müthiş bir bilgelik de gizli. Rüyaların suya anlatılması... Her an böyle terkipler beni bir romantik yapabilir yani. Şu isimde bir kitap bile yazdırabilir mesela: Suya Rüya Anlatan Kadınlar...
***
Bağırarak uyandıktan sonra...
Aynalı dolaba iki el revolver...
Annemi aradım. İki günde bir konuşuruz. Birbirimizden uzak olunca böyle oluyor. Birikmiş meseleler, akrabalar hakkında sualler; sonra anamın sesinin ‘hissileşmesi...’ Benim bu ‘hissileşme’ karşısında tutuk kalışım. Gel de anlat bunu insanlara. Bunu değil de rüyamı anlattım. Git suya anlat dedi başından savarcasına.
İnat ettim ben de. Rüyayı bütünüyle unutmuştum üstelik. Ama rüyanın kozmik etkisinden çıkamıyordum. Ya gördüğüm ama unuttuğum rüya, gün içinde başka vesilelerle karşıma çıkarsa. Niyeyse böyle bir tedirginlik...
Usulca mutfağa yürüyorum. Zorla diş çektirmeye giden bir çocuk gibiyim. Çare yok. Rüyanın kozmik havasından çıkmanın tek yolu ‘suya rüya anlatmak...’
Çok önceden, aslında şu kelimeyi daha bir seviyorum bu ara: Evvelden... Babaannemin bir sürü ‘hurafesi’ne maruz kalmıştım. Esnerken ağzını kapa yoksa şeytan girer! Gece banyoya gitme! Aynaya çok bakma deli olursun!
İnsan tüm bunlara gülüyor şimdi. Babaannemin yüzlerce hurafesi(!) arasından seçtiğim üç ‘madde’ bile neleri yitirdiğimizi aslında şamar gibi çarpıyor suratlarımıza. Şimdi hurafe dediğimiz bu ikazlarda bir yaşam şeklinin, bir ahlak seviyesinin ölçüleri gizli. Eski evlerde aynaların üzerinin bir tülbentle kapatılmasını şimdiki modern zihin anlayamaz zaten.
“Büyük şehirlerde ‘tek yeşil alan’ neden mezarlıklardır?” sorusunu sorup unutmanın tam da zamanı...
Susarak unutmaya çalıştıktan sonra...
Yok, unutamadığınız gibi, radyodan gelen bir bozlak sesinden, sokakta kavga eden iki veledin sövüşmesinden, gün ışığının o gün odaya daha değişik damlamasından şevk alıp bazı hatıralar da damlıyor odaya.
***
Deniz şurup gibiydi... Diye bir anı anlatmaya hazırım sanki bu sabah. Ya da şu ardı arkası kesilmeyen askerlik anılarından... Bir defa askere gittin mi ömrünün sonuna kadar askersin işte denli bir Türk sohbeti... Bir kahvenin kabarması, bir gelin evinin telaşesi...
Oldu mu? Olmadı. Üstelik kozmik bir rüyadan çıkmışım yüzüm gözüm baharat gibi. Hiçbir şey anlatmamalı, belki bir şarkı:

Korku içinde yaşıyoruz
Çünkü öleceğimizi biliyoruz
Hayvanlar öleceklerini bilmez, korkuları yoktur!
Memnun biçimde yaşarlar... İçinde bulundukları anı.
Ölümün farkında olmak bizi alıkoyar...


Buna yakın bir şeyler söylüyor Bob Dylan, anlayabildiğim kadarıyla. Geçip de ‘geçmeyen’ yaralar gibi hayat. Bunu derim ama. Ölüm hakkında kolay konuşamam Amerikalı Bob gibi. Ölümü gülerek kabullenen babaannemi anlatırım ona. Bin türlü hastalıktan, acı duyan yeri neresindeyse beyninin orası ‘nasır tutmuş’ babaannemi... Ölürken bile, evet Allah’ım o mübarek kadınlar ölürken bile gülümsüyorlar biz ölümlülere. O yüzden rüyalarını gidip sulara anlatıyorlar. Bize bundan kalansa, bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm...

0 yorum: